Sinestesia

” Tütsü ” dedim. ” Beyaz gibi kokuyor.”
O an anlamamış olacak ki, tütsünün adını telaffuz etti.
” Hayır ” dedim. ” Hayır. Tütsünün adını elbette biliyorum ama o beyaz gibi kokuyor. “
Hafifçe gülümsedi sonra. Tütsünün beyaz kokusu zihnimi aralamış,öylece içeriye sokuluyordu o gülümserken.
Beyazın kokusunu ilk defa duyuyordum.Genelde siyahın kokusunu duyardım.Hafif nemli ve tok kokardı,yine de tanıdığım siyahtı o.
Başımı hafifçe geriye yasladım sonra. Beyazın kokusunun keyfini çıkarırken,dinlediğim müziği bir palete yerleştirdim güzelce. Notaların her biri,kokusunu duyduğum
ve hasret giderdiğim o görkemli renklere boyanıyordu ve heyecanımı en yüksek seviyede titreştiriyordu.
Müziğim ete kemiğe bürünmüş, keyiflice geçen Cuma akşamım Venüs tozuna dönmüştü yine. Ve bu toz beni-koltukta başını hafifçe geriye yaslanmış ve
dudağında hafif bir gülümsemeyle duyularının armonisini içen, yudumlayan, gören, koklayan beni-tüm zerrelerime kadar sarıp sarmalamıştı.
Renkler kokuya
Sesler renklere
Günler gezegenlere evrilmişti yine.
Sonra kalktım bir kahve koydum kendime. Duyularımın arasında bir pandül gibi sağa sola,ileri geriye savrulabilmenin güzelliğini, materyal dünyanın yarı bedenlenmiş ve
çirkeflik kokan hayhuyuna tercih ediyordum elbette.
Ne de olsa Sinestezik olmak bunu gerektirirdi ve bu durum benim (bizim) için hiç de literatürün dayattığı gibi bir hastalık muamması değildi.
Written By
More from Şeyma Akgöz

Ferrarisini Satamayan Bilge Egoizm

  Konuşmanın daha doğrusu yaşanmışlıkların belli bir geçmişi ve geleceği vardı elbette....
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir