Eğrisiyle Doğrusuyla Kabak Koyu

Son zamanlarda internette Kabak Koyu ile ilgili fazlasıyla yergi/övgü yazısı okuyorum.Bu yaz Kabak Koyu’nda kısa bir süreliğine gönüllü olarak çalıştım.Hem bir gönüllü çalışan olarak hem de bir gezgin olarak sizlere deneyimlerimi aktaracağım.

Öncelikle gönüllü çalışan olmak hem sosyallik açısından hem de gözlem açısından kendime iyi bir referans oldu.Günde 5 saat çalışıyordum ve arta kalan zamanlarımda koyu deneyimleme fırsatım oluyordu.Kabak’ta özellikle bir iki işletme genelde gönüllü olarak katılmak istediğinizde sizleri kabul ediyor.Her işletmenin kendine göre bir sistemi var,fakat öyle aman aman yorulacağınız/zorlanacağınız şeylerle sizleri karşılaştırmıyor.

Ben Haziran/Temmuz ayı gibi oradaydım ve dolayısıyla hava inanılmaz sıcaktı.Eğer fazla sıcaktan hoşlanmıyorsanız kesinlikle Nisan/Mayıs ya da Eylül/Ekim gibi oralara gitmeniz olacaktır.Likya yolunu yürümeye çalışan çoğu arkadaşlarımız sıcaktan bunalıp bir günlüğüne diye uğradıkları işletmemizde genellikle 2-3 günden aşağı tekrar yola çıkamıyorlardı.(Sıcak fazlasıyla engel teşkil ediyor.) Sıcağın sorun olduğu bir diğer unsur ise gündüz vakti denize girmek.Eğer şemsiyeniz yoksa güneşin altında ıstakoz olmanız çok yüksek ihtimal.Çünkü sahilde gölgelik bir alan yok. (Biraz geride ormanın içerisine serilebilirsiniz,o daha mantıklı olacaktır.) Eğer şemsiye satın almak isterseniz sahil kenarındaki marketten temin edebilirsiniz.

 

Gelelim konaklamaya..İşletmelerde genellikle ücret içerisinde sabah ve akşam yemeği ,duş/wc imkanları oluyor.İster kendi çadırınızda isterseniz de oralardaki çadır ya da bungalow odalarda konaklayabilirsiniz.İşletmelerde kalmak istemiyorum diyorsanız şelaleye giden orman yolunun biraz içerilerine çadır kurabilirsiniz.Eğer ormana çadır kuracaksanız duş/wc için sahildeki marketin yan tarafını ücretsiz olarak kullanabilirsiniz.

Şelale yolu demişken,Kabak’a gidip de şelalesini görmeden dönmeyin.Şelaleye giden 2 farklı yol var:Biri uzun diğeri ise kısa olan parkur.Orman içerisinden beyaz/kırmızı çizgileri takip ederek şelaleye ulaşabilirsiniz.Bir süre sonra size 2 farklı seçenek sunan parkurun yol ayrımına geleceksiniz.Biri -yukarıda da dediğim gibi- kısa parkur.Kısa parkur dik kayalardan oluşuyor ve eğer cesaret edemiyor fakat yine de gitmek istiyorsanız lütfen yanınızda daha önce oraya çıkmış birileri olsun.(Gerçi yolda mutlaka birileriyle karşılaşıyorsunuz;koy sizi yaşamanız gereken güzelliklerle karşılaştırıyor.)Bunun için kesinlikle tırmanışa uygun ayakkabınızın olması gerekiyor.Sandalet/terlik asla tercih etmeyin.Kısa parkur zorlu fakat güzel bir yolculuk imkanı da sağlamıyor değil.Ben tüm korkularıma rağmen kısa yoldan gitmeyi tercih ettim.Sonunda azmin zaferi benimleydi:) Uzun parkur ise daha sonra dönüş yolu için kullanacağınız yol oluyor.Buranın da eşsiz manzarası size doyumsuz bir görsel şölen yaşatıyor.Eğer buradan çıkmayı tercih ederseniz yaklaşık 1.5 saat gibi bir sürede şelaleye çıkıyorsunuz.Bu parkur nispeten daha kolay bir yol fakat çıkış için fazlasıyla yorucu.Ve lütfen hiçbir şekilde kısa parkurdan inmeye çalışmayın.

Şelale size, Kabak Koyu’nun o dayanılmaz sıcaklığından kaçmanız için muhteşem bir alternatif sunuyor.Buz gibi suyu ve gölgeliğiyle oradan uzaklaşmak istemiyorsunuz.Orada kalabildiğiniz kadar kalın ve güzelliğinin tadını çıkarın.Fakat size tavsiyem lütfen akşam saatlerine kalmayın;dönüş için zorlayıcı olacaktır.

 

Kabak’ta şelale alternatifinin dışında bir de mağara alternatifiniz var.Mağaraya ise yine sahilin sol tarafından orman içine doğru giden bir patika yoldan gideceksiniz.Yaklaşık 15-20 dakikalık bir yolculuğun sonunda mağaraya ulaşacaksınız.Mağaranın suyu görülmeye değecek cinsten.Mağara da size yine gölgelik bir alan sunacaktır,orada da bir süre gölgenin ve suyun güzelliğinin tadını çıkarabilirsiniz.

 

Bol bol orman yürüyüşü yapmanızı ise kesinlikle tavsiye ediyorum.Her bir ağaç tanesini,her bir canlıyı sevgiyle karşılayın.Ormanların size anlatacak çok şeyi var.Ve lütfen bunu yaparken sigara izmaritlerinizi ormanın içine atmak yerine çantanızın bir kenarına iliştirin.O çok sevdiğiniz doğaya önceliğiniz saygı olsun.Ve lütfen yolda gördüğünüzde  alınabilecek olan çöpleri almaktan çekinmeyin.Onu ne kadar temiz tutarsak,doğa da misafirperverliğini bize o derece cömertçe gösterecektir.

Akşamları ise sahnesi olan işletmeler,kulağınıza ve ruhunuza iyi gelecek muhteşem bir müzik imkanı sunuyor.Kaldığım süreç boyunca neredeyse her akşam müziğin en güzel rengine öylesine muazzam bir şekilde doydum ki,sanırım en çok orada, o güzel insanlarla o anların kutsallığını paylaşmayı özleyeceğim.Ne güzel bir ahenk..

 

Orada kaldığım süreç boyunca o kadar güzel insanlarla o kadar güzel anlar paylaştım ki yaşadığım bazı olumsuzlukları tek kertede sildi o anlar.Daha önce bakmadığım pencerelerden baktım hayata ve seyre durdum kendi alemimi.Güzeldi her şey – her nasılsa-ve yine olması gerektiği gibiydi.Her şey aynaydı bana ve hep seyrediyordum kendimi.Önemli olan bu değil miydi?

Önemli olan oydu elbette ama işin bir de başka bir  tarafı vardı.Çok güzel anılar ve insanlar biriktirdiğim bu güzel koyun gelelim eğrisine doğrusuna.. Öncelikle beni rahatsız eden ilk şey,o güzel koyun gitgide bir işletme yuvasına dönüşüyor olması.Her yerden bu kadar fazla beslenmeye çalışmak bana oldukça irrite edici geliyor.Bırakalım da doğa,biraz da bize sunması gerekeni sunsun.Bırakalım da kisvelerimiz değil,ruhumuz konuşsun.Tüketmeye odaklı olmak yerine,paylaşmaya odaklı olalım.Gerçi sorsan hepimiz paylaşımcıyız,sevgi pıtırcığıyız ya,iş icraate gelince öyle olmuyor malesef.Ve o attığınız her bir çöp tanesi ne yazık ki sizi daha fazla doğa sevici yapmıyor.Kendine çelişik olmak sadece insanın kendisini değil,çevresinde var olan her şeyi içine hapsediyor.Ne hapsolun bir şeylere ne de bir şeyleri hapsedin içine.Özgür olmak,farkındalıklı olmak istiyorsanız atın kisvelerinizi ve kendiniz olun.Tüketmek yerine,paylaşmayı -gerçekten paylaşmayı- deneyin.Dolayısıyla insan bu iki taraftan sadece birini deneyimlediğinde, kitlesi ya Kabak’ı  aşırı seviyor,ya da sevmeyeni nefret ediyor.Kabak ne bu kadar yerilmeyi hakediyor ne de aşırı övülmeyi..Noktası ” uç ” olmaya dursun insanın.İnsanın dokunduğu her şeye  hem bu denli sahip olmak istemesi,dokunamadığında da yerin dibine sokmak istemesi manasız.Unutmayın siz neyi nasıl görürseniz o öyle olur.

Written By
More from Şeyma Akgöz

Dilinizi Konuşmayan Birisiyle Nasıl İletişim Kurabilirsiniz?

Bir gezgin olarak gidilen yabancı ülkelerde yaşanan en büyük korkulardan biri, belki...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir