DOSTLUK

“Bir kitap mesela… iki uçtan oluşur ve bir araya geldiğinde durur rafta, sayfalar birbirine sımsıkı samimiyetle sarılır… Bunu yalnızca bir kitabı olduğunda ve o kitaba değer verdiğinde anlar insan. Bir insan mesela… Hayatı boyunca ne kadar okusa da, çizse de, bilse de, uğraşsa ve amaç edinse de en önemli şeyin dostluk olduğunu ve dostluğun iki yarımdan bir bütün oluşturduğunu, dostu olunca anlar insan.” Birkaç ay önce Ertuğrul Koçlar’ın bir arkadaşının doğum günü için yazdığı bir yazıda okumuştum bu pasajı. Ne güzel bir dostluk örneği demiştim kendime. Bir dostluk daha nasıl bu kadar güzel anlatılabilirdi ki.
Her insanın diğer yarısını bulmaya, gerçek bir dosta ihtiyacı vardır. Dostluk kolay bulunulan bir şey değil, buldu mu da bırakılacak bir şey değildir. Eğer bir dostunuz varsa dünyanın en şanslı kişisi siz olabilirsiniz. Çünkü dost demek yanınız da olmasa da varlığını bildiğiniz, yanınızda hissettiğiniz kişidir. Kan bağı olmadan da kardeş olabilmeyi öğreteninizdir. Dost bir başka beden de sizden biri gibidir. Sizi doğrunuzla yanlışınızla kabul edendir. Karşılık beklemeyen sizi kendinden bir parça gören birlikte gülüp birlikte ağladığınızdır. Canınız yandığında hissettiğiniz acıyı sizin kadar belki sizden daha fazla yüreğinde hissedendir dost. Aynı şekilde sizin mutluluğunuzla mutlu olabilendir. Oysa bir başkasının sevincine, başarılı olmasından doğan mutluluğuna kıskanmadan ortak olmak her babayiğidin harcı değildir.

Dost bir ekmeği paylaştığındır, aynı şişeden su içtiğinizdir. Dost eşsiz bir kitap gibidir mesela, sizi maceradan maceraya sürükler. Dost kimi zaman size öğrendiğini öğreten kimi zaman da sizinle birlikte öğrenendir. Taşa takılıp düştüğünüzde elini uzatan sizi ayağa kaldırandır.
Dost ya hani bu git dersin gitmez, ittiğinde sarılır, küfür edersin yüzüne güler. Bunların hepsini içten ve menfaat beklemeksizin sevgiyle yapar. Çünkü bilir kendinden çok sana güvenir neyi gerçekten isteyip istemediğini senin kadar belki senden daha iyi bilir. Ses tonunuzdan bile sizin ne demek istediğinizi ne halde olduğunuzu anlayandır dost. Canın sıkkın moralin bozuk olur ya hani herkes sorar.
-“ Nasılsın ? “ diye.
-“ İyiyim yok bir şeyim “ der az bir tebessüm edersin geçer gider.
Ama dost öyle değildir. Nasılsın dan önce gördüğü anda ( görmese bile hissedebiliyor )
-“ İyi misin ? “ sorusunu yöneltiyor.
-“ İyiyim gerçekten iyiyim “ deyip kahkahalar bile atsan biliyor içini, iyi olmadığını biliyor ve anlıyor…
Sadece iyi gününde yanında mutluluğunu paylaştığın insanlar gibi değiller işte. Asıl için kan ağlarken yanında olup tüm derdini, tasanı paylaştığın, acını gerçekten hissedebilendir dost.
Öylesine bir güven vardır ki dostluğun temelinde. Bu güven ufacık da olsa kırılsa, dostluk tehlikeye girer, hiçbir şey eskisi gibi olmaz dostlukta. Dost sizi böyle işi düştüğünde arayan soran değildir. Belki haftada bir, ayda bir hatta farklı şehirlere gittiğinizde yılda bir görüşseniz bile o bağın hiç kopmadığı o samimiyetin ilk günkü gibi devam ettiğini fark edersiniz. Varlığından huzur bulduğunuzdur ve mesafelerin hiçbir zaman engel olmadığı her zaman yanınızda hissettiğinizdir. Yalnızca gerçek bir dosta sahip olan anlar bu eşsiz duyguyu. Hani dost ya işte yazdıkça yazdırıyor insana. Eğer sizin de gerçek bir dostunuz varsa ona sımsıkı sarılın ve hiç bırakmayın. 🙂

More from Eda Erdoğan

DOSTLUK

“Bir kitap mesela… iki uçtan oluşur ve bir araya geldiğinde durur rafta,...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir