Divana Kendini Yatırmak — 1

Kendimi büyük şehrin telaşından uzaklaştırıp da bir kaç günlüğüne yuvam, yurdum olan o uzaklardaki, bulutların, göğün tepesinde yıldızların yatakları gibi kurumlandığı ve gecenin peçesinin ardından ayın bana yıllardır göz kırptığı o köy evine ulaşmak için otobüsten iniverdim bugün. Bayırların arasından yürürken, bir otobüs durağında bırakılmış, kokusu hâlâ üzerinde olan bir çiçek karşıladı beni. Onu elime aldım ve kokusunun en buram buram yayıldığı kalbine burnumu yakınlaştırıp, mutluluğu perçinleyen esansını içime çeke çeke yürümeye başladım. Her gelişim güzeldi buraya, neredeyse her gelişimde avucumda yeni bir görüngü can buluyordu ve hep elim boş geldim ben bu yeşilliklere ve onların arasındaki eve ve bu evin de içine dahil olduğu imgeler krallığının ruhuna, bana sunduklarına karşılık, bir şey sunabilmişim gibi hissedemiyorum, onun keyfini sürmek için bazen pürneşe, bazen somurtkanca yollarını arşınlayan kendimden gayrı. Çiçeği koklaya koklaya, etrafımı seyrede seyrede yürürken, bir adam, bir çocuk ve arkalarında ufak bir köpek yavrusu görüverdim, tüyleri sarıya çalan bir kül grisi, sağ ön patisinde uzunca beyaz bir leke ile baba ve oğul olduklarını tahmin ettiğim insanların peşinden yürüyordu. Sevmek için yanaştığımda bir irkiliverdi önce, uzaklaştı. Oğul, bana bakıp gülümsedi muzipçe, ben de ona geri gülümsedim. Yürüdük bir süre beraberce, eve yaklaştığım bir noktada, köpek duruverdi, yeni çıkan dişlerini kaşımak için olsa gerek, bir kaç sazı ısırmaya başladı. Fırsatım oradaydı, eğildim ve dizlerime vurdum usulca, gelsin de biraz seveyim diye. Geldi de. Ellerimi hafifçe ısırdı, sonra da sevdirdi kendini. Yürüyedurduk, oğlan, baba ve yavru köpekten ayrılmam gerekiyordu, zira onların güzergâhı düz giderken, benimki, beni eve ulaştıracak bayıra sapacaktı. Onlardan ayrılmak için sola saparken, köpek yavrusunun peşime takıldığını gördüm. Baba, oğluna “merak etme, gelir o” dedi, ve yollarına devam ettiler. Yeni yol arkadaşım ile bayırı usul usul çıkıyorduk; bazen o ilerliyordu, bazen de ben. Nihayet geliverdik eve. Çiçeğimi, evin balkonunun siperliklerine bırakıverdim, ve yavru ile, çocukluğumun geçtiği avlunun yeşillikleri içerisinde biraz oynadık. Ben onun tüylerini sevdim ve kucağımdan indirmemeyi seçerken, o da benim burnumu yalamayı ve beni kocaman bir diş kaşıyıcısı olarak görmeyi seçti fakat, onu burada tutamayacağım, bir süre sonra âşikar oldu. Kim bakacaktı ona? Sorumluluğunu ben almadıktan sonra, istemedikleri bir yükü bir başkasının omuzlarına mı itecektim? Yapamazdım, çünkü bu köy evinde sürdürmüyordum hayatımı. Bu imgeler krallığının sürgündeki hükümdarıydım, geri dönmeyi içinin derin noktalarında uman. Kucağıma alıverdim onu, ve demir kapıdan dışarıya saldım. “Git”, dedim. “Üzgünüm, ama git.” Gitmedi. Ben ne zaman salsam dışarı, tekrar içeriye girdi demir kapının aralıklarından. “Hayır” dediğimde durmaya başladı. Öğreniyordu ve kader tanrıçası, tüm trajikomikliği ile sahneye adımını atıvermişti; yavru bir köpeğe, ondan ayrılacağım vakitte komut öğretiyordum. Kapının dışına çıktım, ben çıktıkça, bir saatten sonra uzaklaşmaya başladı, ve kısa bir mücadele ve farklı bir yerden giriş denemesi sonrasında, bana bir kaç saniye baktı, bekledi, ve ben onu artık gitmeye zorladıkça, arkasını dönüp uzaklaştı. Beraber çıktığımız bayırdan tek başına aşağı iniverdi, ve görüntüsü gözümden kaybolana kadar arkasından izledim. Demir kapının hemen yanındaki deponun duvarına dayanamayıp geçiriverdim sağ yumruğumu. Öfkeliydim, sinirlenmiştim, belki de sadece fiziksel bir acıyı ya da başka bir şeye zarar vermeyi, bir şeyi kaybetmenin içimde oluşturduğu o tanımsız girdaba tercih ediyordum bilincimin daha karanlık dehlizlerinde. Kaybetmek sinirlendirirdi beni, sinirlendirmiştir. Sevdiğim her ne olursa olsun; bir kişi, bir eşya veya herhangi bir şey, onu “özgür bırakma” eylemi, içimdeki gazap kazanlarının ateşini harlamıştı hep. Elime baktım, bir kaç sıyrık vardı. Önemli değildi. Geri döndüm, çiçeğimi alarak küçük bir kâseye koydum onu, ve odama yerleştirdim. Görüntüler gelip geçiyordu işte her zamanki gibi gözlerimin önünden. Sonra, biraz uyudum. REM safhasına girecek kadar uzun değildi, rüyâ görmedim. Uyandığımda önce bir çiçeğimi kokladım, sonra giyindim, avludaki diğer eve, ailemin evine uğradım. Anneannemden tatlı bir azar yedikten sonra, annemi görmek için odasına girdim. Gözleri mahmurdu, çok yorulmuştu. Biraz lafladıktan sonra, uyuyacağını söyledi, perdesini kapadım ve çok fazla yapmadığımı düşündüğüm bir şeyi yaptım; gözlerini kapadığında yanaştım, saçlarını okşayarak başına bir öpücük kondurdum. Odasından çıktığımda, maskem birden çatırdayıverdi. Uzaklaşmak için elimden gelen her süblimasyonu* uyguladığım ve benliğimin en soğuk, acımasız noktalarına dalmaktan çekinmediğim duygularım, bir gözyaşı seliyle dışarıya çıkıverdi. Anlam veremiyordum, fakat engellemeyi aklımın ucundan dahi geçirmedim, ağlayıverdim kısa bir süre. Evden çıktığımda, anlaşılan gözyaşlarımın benle işi bitmemiş olacak ki; tekrar koyuverdim kendimi. Benlik motifimin inkar ettiğim, reddettiğim ve kovduğum, kompartımandan kompartımana** sürüklediğim parçası, kendisini bana hatırlatmaya ant içmişti sanki bugün. Sıcaklığından kaçabilmek için, kişiliğimin en buzdan ve karanlık noktalarını ütilize etsem de, nâfile. Bıraktım, akıverdi avuçlarıma, avuçlarımdan. İtiraf etmeliyim ki, bugün bir kaç şey kaybettim ben, hattâ, uzun zamandır sürdürdüğüm bir savaşı da kaybetme evresinde olduğumu gördüm, ancak yapbozun eksik parçasını şimdilik, bu savaşı kaybederek tamamlayacağım gibi gözüküyor.

Teslim olmayacağım, teslim olamam, teslim olmam da.

Amma ve lâkin, ateşkes imzalayabilirim.

Yazarın notları:

* Süblimasyon: “Yüceltme” olarak da bilinir. Bir kişinin bir duyguyu ya da bir dürtüyü kendilik imgesi için ve/veya toplum için daha kabul edilebilir bir hâle evriltmesi.
** Kompartımanlaştırma: Psikolojik literatürde, kişinin duygularını, düşüncelerini birden fazla “kompartımana” ayırarak olası bir çatışmanın önünü kestiği bir savunma mekanizması çeşidi.

Written By
More from Iris

Divana Kendini Yatırmak — 1

Kendimi büyük şehrin telaşından uzaklaştırıp da bir kaç günlüğüne yuvam, yurdum olan...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir