Camelot’ta yoldan çıkmış bir kadın:Elaine

Kelt mitolojisinin efsanevi kralı Arthur’un sarayına giden nehrin ortasında, Shalott adasında, lanetlenerek hapsedildiği bir kulede penceresinden aynasına yansıyan görüntüleri dokuduğu kilimleriyle hayatını sürdürürken kendini ölümüne giden bir yolculuğun içinde bulan bir kadın Shalott leydisi. Tarihin her döneminde olduğu gibi otoritenin ve gücün insan zihnindeki büyüleyiciliği içerisinde göz ardı edilen bir kadının hikayesi.
Ortaçağ’dan kalma metin parçalarıyla öğrenilen Elaine of Astolat efsanesinin sanat tarihindeki asıl fark edilişi 19. yy Viktorya dönemi devlet şairi Alfred Tennyson’ın şiiriyle oldu.
Arthur’un efsaneleri içinde çok uzun yıllar bilinmeyen bu hikayeyi Tennyson için ve bizim için de önemli kılan dramatik bir hikayenin oldukça ötesinde; farklı çerçevelerden ele alınabilecek birçok sembol barındırıyor olması ve en önemlisi Viktorya dönemiyle birlikte geçmişten günümüze, hatta geleceğe ait bir gerçeğin altını çizmesi aslında.
Öyle ki William Hunt, W. Maw Egley gibi ressamlarla birlikte Kelt efsanelerinden Yunan mitolojisine resimlerinde anlattığı hikayelerle ön-raffaello akımını 20. yy’a taşıyan, benim de en sevdiğim resimlerin sahibi J. William Waterhouse da üç tablosunda Shalott Leydisini anlatmıştır.

İlkini 1894’te diğerini 1915’te tamamladığı resimlerinde Elaine’in penceresinden dışarıya bakmasının dahi yasak olduğu kulesinde aynasındaki yansımalar ve dokuduğu kilimlerin kıskacındaki yaşantısını anlatmayı tercih ederken;( “I am half sick of shadows.” said the Lady of Shalott)

bu yazımın asıl eseri olan 1888’de tamamladığı üçüncü tablosunda Elaine’in Lancelot’un söylediği şarkıyı duymasıyla başlayan aşkın peşinden ölümüne giden yolculuğuna ait; sağ eliyle demirlenmiş kayığın onu kuleye hapseden laneti betimleyen zincirini serbest bırakırken ağzı hafifçe açık son şarkısını söylediği anı resmetmiştir.
Leydinin dağınık kızıl saçları ve beyaz kıyafetiyle yol aldığı kayığının önünde bulunan sonbaharın hüznünün ifadesi sararmış yaprakların resimde kullanılmasının başka bir nedeni de Viktorya döneminde kullanılan cinsel olarak baştan çıkmış kadın irdelemesidir; istenilen ideal kadın imajından çıkarak yaşadığı yoğun arzusuyla “yoldan çıkması” onun düşen yapraklar gibi ölümüne sebep olmuştur.
Bu dönem eserlerinde sıklıkla görülen bu göndermeler, 1800’lü yıllar İngiltere’sinde ve günümüzde bazı toplumlarda hala devam eden cinsel ve bağımsız isteklerden uzakta, yalnızca evin işlerine yönelmesi beklenen ve bir anlamda hapsedilen “ideal” kadın rolü betimlemesini görünür hale getiriyor.
Alfred Tennyson da bu efsaneden esinlenerek yazdığı şiiriyle kadının yaşamak zorunda bırakıldığı kısıtlamaları, ev hayatına hapsedilmesini ve bunu destekleyen kültürleri eleştirirken, sanat tarihine Shalott leydisini kazandırmış ve barındırdığı eleştirel sembollerle zihinlerimizde yer etmesine öncülük etmiştir.

Lancelot’la birlikte penceresinin önünden geçen şövalyelerin yansımalarını dokuduğu kilimlerin serili olduğu kayıkta, Shalott leydisinin gözlerini dikmiş şekilde önünde uzanan çarmıha gerilmiş İsa heykeline bakıyor oluşu ölümünden sonra gideceği cenneti sembolize ederken İsa heykelinin yanında bulunan ve genellikle yaşamı simgeleyen mumların ikisinin sönmüş halde resmedilmesiyle birlikte kayığın nehrin aşağısına doğru yüzüyor oluşu ise Elaine’in yaşamının sona yaklaştığının ifadesidir.

Daha hikayesini bilmediğimde dahi Waterhouse’un bu tablosundaki yüz ifadesiyle ve bakışlarıyla beni hep derinden etkileyen Elaine’in hikayesini okuduğumda ise hikayenin benim için en trajik ve etkileyici bölümü, ölü bedeni Camelot’a ulaştığında onu bulan kimsenin neden veya ne için öldüğünü bilmiyor olmasıydı. Bu yolculuğunun başkahramanı Lancelot’un bile…

Who is this? And what is here?
And in the lighted palace near
Died the sound of royal cheer;
And they crossed themselves for fear,
All the Knights at Camelot;
But Lancelot mused a little space
He said, “She has a lovely face;
God in his mercy lend her grace,
The Lady of Shalott.” (From the song of Loreena Mckennitt)

More from Tuğçe Güneş

Ruh’un Ebediliği Aşk’ından

İlk makalemde sizlerle tanışırken benim için oldukça özel yeri olan bir heykeli...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir