AVRUPA NOTLARI (İTALYA)

İtalya’nın geneline dair bir bilgi vermek gerekirse, İtalya bizim çizmeye benzettiğimiz, uzunlamasına bir ülke. Enlem bilgileri Türkiye ile hemen hemen aynı olduğu için iklimi bize oldukça yakın. Güneye doğru inildikçe ısınan hava kuzeye doğru gidildikçe Karadeniz iklimine doğru yaklaşıyor. Bu nedenle aşırı sıcaklarla birlikte yaz yağmurlarına ve ani soğumalara hazırlıklı olmakta fayda var.

İtalya’nın genelinde, şehir içi ulaşımımı trenle yapmayı tercih ettim. Interrail bileti almadığım için aşağıda paylaşacağım bilgiler, interrail bileti alan kişilerin işine yaramayacaktır. Fazla araştırmamakla birlikte, ülkede Eurolines otobüs firmasının da faaliyet gösterdiğini duydum. Otobüs biletleri tren biletlerine göre daha ucuzdur diye tahmin ediyorum. Buna rağmen, İtalyanların tren ağları son derece yaygın ve gelişmiş olduğu için otobüsle uğraşmamayı tercih ettim.

Gezdiğim tüm kentlerde tren garları şehrin en merkezi noktasındaydı. Biletlerimi, tren istasyonlarının içindeki makinelerden kolaylıkla aldım. Bu iş için gişelerden de faydalanabilirsiniz fakat gişedeki memurların İngilizcesi çoğunlukla yetersiz ve size sıradaki tren hangisiyse onun biletini vermeye meyilliler. Oysa biletiniz makinelerden almayı tercih ederseniz gün içindeki tüm trenleri ve fiyatlarını hızlı bir şekilde görebilirsiniz.

Trenlerin bilet fiyatları, seferin hızına göre büyük farklılıklar gösterebiliyor. Bir şehre yarım saat erken varmak için 40, 50 Euro fazladan para ödemeye gerek yok diyenlerdenseniz biletlerinizi makinelerden almanızda fayda var.

Bu makinelerde İngilizce menü mevcut. İlk biletleriniz alırken, kuşku yok ki biraz zorlanacaksınız ama ikinci ya da üçüncü biletten sonra işi kolaylıkla çözeceksiniz.

Bilet alırken, etrafınızda size yardım etmek için toplanan iki, üç kadın görebilirsiniz. Bunlar, size sormadan aletin ekranında basmanız gereken yerleri göstermeye başlayabilirler. Bu kişilerin amacı size yardımcı olduktan sonra birkaç Euro bahşiş koparmaktır. İlk denemelerinizde bu yardımları kabul edebilirsiniz fakat aletleri kullanmayı öğrendikten sonra yardım taleplerini kibarca reddetmenizde fayda var.

Bu kişiler ısrarcı ya da çirkef değiller. Yardım ettikten sonra, teşekkür edip yolunuza devam ederseniz bir şey demezler ya da yardım istemediğinizi söylediğinizde sessizce diğer makineye doğru geçerler. Bu nedenle gerilmeye gerek yok.

Bu makinelerden, kredi kartınızı kullanarak bilet alabilirsiniz.

İtalya’daki tren sistemi hakkında çok önemli bir bilgiyi burada aktarmakta fayda var: Yukarıda anlatmaya çalıştığım sistemle aldığınız biletlerde (hızlı tren, uluslararası tren vs. değilse) tarih ve saat yazmaz. Bu durum, aldığınız biletleri, seçtiğiniz hat üzerinde altı ay boyunca kullanabileceğiniz anlamına gelir. Bu nedenle, trene binmeden önde biletlerinizi, istasyonlarda bolca bulunan “validate” makinelerine okutmanız şart. Bu makineler, biletin tekrar kullanılmasını engellemek için biletin üzerine ufak bir delik açarlar ve deliğin yanına tarih ve saat atarlar.

Siz bu biletle (bu tür biletlerde numara bulunmaz, numarasız vagonlarda istediğiniz yere geçer oturursunuz) trene geçersiniz ve yolculuk bitmeden, bir görevli gelir ve biletinizi kontrol eder. Eğer, trene binmeden önce “validate”  işlemini yapmadıysanız, sağlam bir cezayı size yazarlar.

Bu cezanın ne kadar olduğunu bilmiyorum ama yolda ceza yazıldığını gördüğüm kişilerin tüm yalvarmalarına rağmen, görevlilerin insafa geldiklerine şahit olmadım. Başınıza böyle bir şey gelirse, cezayı pasaportunuza işletip sonradan ödememeyi seçebilirsiniz ama tahminimce bu ceza, sonraki vize başvurularınızda karşınıza çıkacaktır.

İtalya’daki trenlerin son derece dakik olduğunu söyleyebilirim. Bu nedenle, istasyonlardaki tabelaları çok dikkatli bir şekilde takip etmekte fayda var. Bu tabelalarda tren saati yaklaştığında, sizin bineceğiniz trenin sefer numarasıyla beraber, kaç numaralı hatta yanaşacağı yazar. Ufak istasyonlarda hat sayısı azdır ve bu nedenle fazla sıkıntı çekmezsiniz ama büyük istasyonlar bu anlamda tam bir kâbusa dönebilirler.

Ben sırf bu durumu düşünerek, makine başına gittiğimde, ilk tren on dakika sonra olmasına rağmen, yarım saat sonraki trenlere bilet almayı tercih ettim.

İstasyonlarda bolca görevli olmasına rağmen, İngilizce bilenine pek rastlamadım bu nedenle yardıma ihtiyacınız olduğunda görevliye, biletinizi göstermek ve treni bulmaya çalıştığınızı anlatan çeşitli hareketler yapmak yeterli olacaktır. Görevliler genelde yardımsever insanlar ve derdinizi anladıkları zaman ellerinden geleni yapıyorlar.

Tren Bileti Alabileceğiniz Makineler

Biletlerinizi trene binmeden önce onaylatmanız gereken makine

Makinelerden alacağınız biletler şu şekilde:
Bilet makinesinin ekran görüntüsü

İtalya’nın geneline dair küçük bir ipucu da peynir sevenlere gelsin. İtalya’da süt ürünleri oldukça bol ve son derece lezzetli. Bu nedenle bulduğunuz süpermarketlerden, kahvaltıda yemek için veya şarabın yanına (İtalyan şarapları da son derece lezzetli ve ucuz) katık etmek için bol bol alabilirsiniz. Ben, ilk seferlerde elimi korkak alıştırıp ne olduğunu az çok tahmin ettiklerimden alırken, sonraki seferlerde peynir olduğunu anladığım tüm çeşitlerden almaya çalıştım ve asla pişman olmadım.

Bu tür ürünleri, denk geldiğiniz şarküterilerden alabileceğiniz gibi Roma’da bolca bulunabilen süpermarketlerden de alabilirsiniz.

“Despar” ve “Conad” İtalya’nın genelinde en çok bulunan ve en ucuz olan süpermarket zinciri.

Bu iki zincir marketin dışında, Floransa’da, katedralin hemen arka sokağında “Pegna” isimli bir marketi; Venedik’te ise “Billa” ve “Coop” isimli marketleri tavsiye edebilirim.

Bu marketlerde her türlü atıştırmalık, ekmek, peynir vb. ürünlerin dışında şarap ve bira da bulabilirsiniz ancak marketlerin çoğunda soğuk içecekler için dolap olmadığını belirtmek zorundayım. Çok merkezi yerde olanların bazılarında soğuk bira bulunabiliyordu ama bu tür marketlerde de soğuk biraları/kolaları sıcak olanlarından daha pahalıya satıyorlardı.

Bulunduğunuz noktaya en yakın süpermarketi eğer internet bağlantınız varsa akıllı telefonunuz sayesinde bulabilirsiniz. Ama benim gibi paket satın almayanlardansanız offline çalışan “CityMaps2Go” programı işinizi fazlasıyla görecektir.

Yukarıda “peynir olduğunu anladığım” ifadesini boşuna kullanmadığımı söylemek isterim. İtalya’nın genelinde, çok istisnai bir durum olmadığı sürece paketlerde İngilizce açıklamalar yok, bu nedenle özellikle şarküteri reyonlarında işiniz biraz şansa kalıyor.

Yukarıda yine, tren istasyonlarındaki görevlilerin İngilizce bilmediğinden yakınmıştım. Bu durum maalesef yalnızca tren istasyonlarıyla sınırlı değil. Müzeler ve hostellerin dışında, neredeyse tüm süpermarketlerde, belediye otobüslerinde, yollardaki amcalarda, teyzelerde ve gençlerde İngilizce bilgisi son derece zayıf. Eğer sormak istediğiniz şeyin İtalyanca telaffuzunu bilmiyorsanız sizi anlamalarını beklemeyin. Bu nedenle, özellikle, şehirlerin, sokakların ve bunun gibi kritik noktaların İtalyanca söylenişlerini aklınızda tutmaya çalışın. Derdinizi sınırlı da olsa anlatabilirseniz, İtalyanlar yardımcı olmaktan çekinmiyorlar.

(Anlayacağınız, Cem Yılmaz’ın “balsamico” hikâyesi tamamen gerçek.)

ROMA

Roma’ya Türkiye’den uçakla gelenler, şehir merkezine en yakın havaalanı olan, Fiumicino (havaalanının bulunduğu bölgenin adı) Leonardo da Vinci’ye iniş yapacaklardır. Buradan, şehir merkezine gitmek için birçok farklı yol varsa da bu yollar içinde en ekonomiği ve en mantıklısı, havaalanından çıktıktan sonra sağ tarafa doğru yürüyünce görebileceğiniz “Terravision” otobüslerini kullanmaktır. Bu otobüslerle (2016 yılı itibarıyla) 6 Euro’ya şehir merkezine 20-30 dakika içinde ulaşabilirsiniz.

Havaalanının kapalı bölümünden çıktıktan sonra, otobüslerin kalktıkları noktaya geldiğinizde, yoğunluğa göre, uzun ya da kısa bir kuyrukla karşılaşacaksınız. Otobüs yolcu almaya başladığında, muavin, öncelikle, biletini internetten alan yolcuları otobüse alacak, onlardan sonra da sırayla diğer yolcuları otobüse alacaktır. Ödemeyi otobüse binerken bu muavine yapacaksınız.

Tahmin edeceğiniz gibi, bizi otobüse alan muavin de arabayı kullanan şoför de İngilizce bilmiyorlar. (En azından bana denk gelenler öyleydi.)

Terravision otobüsleri, sizi doğrudan şehir merkezindeki Termini tren garına götürecek. Bu nedenle, elinizde/sırtınızda çantayla dolaşmak istemiyorsanız, kalacağınız yeri Termini civarından seçebilirsiniz.

ARA BİLGİ: 2014 gezisinde otobüs kullanmadığım için Roma otogarını fark etmemiştim. 2016’da Roma’dan Milano’ya otobüsle gittim. Roma otogarı metronun “Tiburtina” istasyonunun arkasındaymış. İstanbul’un Harem otogarından bile küçük olan bu otogarında birçok şehirler arası ve ülkeler arası çalışan otobüs firmasının bürolarına ve biletlerine ulaşabilirsiniz. 

Şehir merkezine ulaştınız, hostelinize yerleştiniz şimdi sıra şehri gezmeye geldi.

Roma, yürüyerek gezilebilecek bir kent. Ben, Roma’da kaldığım dört gün boyunca yalnızca iki kez toplu ulaşım kullandım bunlardan ilki Vatikan’a gitmek içindi bu gidişimde dönüşte de yine yürüyerek döndüm. İkinci seferim ise Floransa trenimin kalkacağı Tiburtino bölgesindeki tren istasyonuna varmak içindi.

Roma’da toplu ulaşım temel olarak otobüs ve metroyla sağlanıyor. Yer altının tarihi eserlerle dolu olmasından kaynaklı yaygın bir metro ağı yok ama sık seferler yapan belediye otobüsleri mevcut.

Metro bileti 2 Euro civarındaydı. İstasyona giriş yaptığınızda, turnikelerden geçmeden önce karşınıza çıkan otomatlardan metro biletinizi alabilirsiniz.

Otobüsler içinse şöyle bir “trick” mevcut:

(Öncelikle bu yöntemi denemediğimi belirtmem lazım fakat bu yöntemi kullanan ve sıkıntı yaşamayan çok kişinin hikâyesini dinledim.)

Roma’da belediye otobüs şoförlerinin tek görevi otobüsü sürmek, bilet kontrolü yapmak gibi bir görevleri yok. İşleri bilet kontrolü yapmak olan ve düzensiz aralıklarla otobüslere binen başka görevliler mevcut. Bu nedenle otobüslere orta ve arka kapılardan da binilebiliyor. Otobüslerin kapılarının yanında biletlerinizi okutmaya yarayan aletler var, sizin göreviniz, biletinizi bu aletlere okutmak.

Bu noktada, sıkıntı yaşamamak için, otobüslere bedava binenlerin uyguladığı iki ayrı yöntem keşfettim:

Bunlardan ilki, otobüse biletsiz binmek ve elinde kontrol aletleriyle bilet kontrolü için otobüse binen birisini gördüklerinde otobüsten dışarıya çıkmak.

İkincisi ise, her an hazırda bir otobüs biletini elinde bekletmek, görevliyi görünce bileti alete okutmak, sefer sırasında görevliye denk gelinmezse bileti sonraki sefer için saklamak.

Roma’da inanılmaz hareketli bir gece hayatı yok. Özellikle Termini civarı, gece 10’dan sonra evsiz göçmenlerin sokaklara yatıp geceyi geçirmeye çalıştıkları büyük bir yatakhaneye benziyor.

Gece gezmelerimde, İspanyol Merdivenleri civarının şehrin en hareketli bölgesi olduğunu tespit edebildim. Bu civarda bulunan mekânlarda takılabilir veya bakkallardan alabileceğiniz biraları İspanyol Merdivenleri’nde sizin gibi takılanlarla birlikte içebilirsiniz.

Bu noktada yasal bir uyarı yapmakta fayda görüyorum. İtalya genelinde, 22’den sonra sokakta alkollü içki içmek yasak. Bu konuda kaldığım hostelde bir uyarı levhası olduğunu hatırlıyorum.

Ben şahit olmadım ama bazı zamanlar, şehrin kalabalık yerlerinde belirtilen saatten sonra alkol tüketenlere ceza yazıldığını duydum. Bu bilgiyi de akılda tutmakta fayda var.

Roma’da suya para vermenize gerek yok. şehrin tüm sokaklarında, adım başı diyebileceğim sıklıkta, son derece lezzetli ve buz gibi suların aktığı çeşmeler var. Şişenizi veya termosunuzu gönül rahatlığıyla bu sularla doldurabilirsiniz.

Roma şehir merkezinde, diğer tüm turistik şehirlerdeki gibi yerel lezzetlere ulaşmak son derece zor. Eminim, İtalyanların yaşadığı semtlerde son derece başarılı pizzacılar, makarnacılar ve dondurmacılar vardır ama şehir merkezinde satılanlardan fazla bir şey beklememekte fayda var.

Yine de ben “aramaya inanmak” dediğimiz yöntemi kullanarak standardın üstünde işler çıkaran bir pizzacı ve dondurmacı bulabildim:

Pizzeria da Baffetto: Pantheon’a yakın bir noktada bulunan bu pizzacı şehir merkezinde geleneksel yöntemle pizza yapılan az yerden birisi.

 

Türkiye’deki esnaf lokantalarından hallice olan bu yer yaz mevsiminde öğleden sonra dörtte açılıyordu. Açılmadan hemen önce kapısında ufak birikmeler başlamıştı bile, açıldıktan sonraysa kapının önünde masa boşalmasını beklemek şart.

Garsonlar İngilizce bilmiyorlar. Menüler de İtalyanca. Bu nedenle önünüze gelen menüden seçim yaparken biraz zorlanabilirsiniz.

Ben kendi adıma hiç riske girmedim ve direk mozarella peynirli pizza siparişi verdim, birlikte gittiğimiz arkadaşım ise karışık bir şeyler istemeye çalıştı ama gelen pizza kabaklıydı

.

Yediğim pizzanın Türkiye’de yediklerimizle alakası bile olmadığını belirtmem lazım. Son derece ince bir hamurun üstüne bol peynir ve sos dökmüşlerdi. Lezzetli bir pizza olduğunu söyleyebilirim ama Türkiye’de “başarılı” bir Antep lahmacunu yemiş olan birisinde öyle aman aman bir şaşkınlık yaratacağını sanmıyorum.

Mekandaki fiyatlar son derece uygun. Pizzalar 5 Euro’dan başlıyor. Şarap ve bira servisleri var. Garsonlar pek kibar değil.

Dondurma içinse “Blue İce” isimli dondurmacıyı önerebilirim. Roma genelinde birkaç şubesi bulunan bu yerdeki dondurmalar gerçekten lezzetli. Fiyatlar, tercihinize göre değişiyor ama 2 Euro’dan başladığını söyleyebilirim.

 

Yazının roma bölümünü tamamlamadan, kaldığım hostelin adını da söylemekte fayda görüyorum.

Roma’da Alessandro Palace isimli hostelde kaldım. Altı kişilik karışık yatakhanede hostele gecelik 26 Euro ödedim. Bu fiyat, temmuz ayı için Roma standartlarında son derece normal.

Hostel, Termini’ye beş dakikalık bir yürüme mesafesinde toplamda dört ya da beş katlı bir binanın tamamında faaliyet gösteriyor. Roma’nın en eski hostellerinden biriymiş. Bu nedenle son derece profesyonel olduklarını söyleyebilirim.

24 saat açık resepsiyon, giriş katta son derece ferah bir bar ve zaman zaman tanışma partileri düzenledikleri bir çatı katına sahipler.

Gelen her müşteriye işinize fazlasıyla yarayacak bir haritayı ücretsiz veriyorlar.

Odalara girebilmek için kişiye özel, anahtar olarak kullanılan bir kart veriliyor. Bu kart için 5 Euro depozito alıyorlar. Kartı iade ettiğinizde paranızı sorunsuz geri alıyorsunuz.

Hostelde ücretsiz wi-fi var ve tüm gezim boyunca gördüğüm en sorunsuz internet erişimini bu hostelde olduğunu söyleyebilirim. Hostelin, çatı katı dâhil, tüm bölgelerinde internet bağlantısında en ufak bir sıkıntı yaşamadım.

Hostelin tek eksiği, mutfak hizmetinin olmamasıydı. Bu eksiği görmezden gelirsek, parti organizasyonlarıyla, bulunduğu konumla, çalışanlarının tavırlarıyla gönül rahatlığıyla gidilebilecek bir hostel olduğunu söyleyebilirim.

SON NOT: Vatikan’daki bazilika ve diğer kutsal yerlere çok kısa şortlarla ve askılı kıyafetlerle girmek yasak. Nasıl olsa gireriz diye düşünmeyin, adamlar çok ciddiler.

FLORANSA

Eğer Floransa’ya Roma’dan trenle geçecekseniz hayatınızın en güzel tren yolculuklarından birisini yapacağınızı garanti edebilirim.

Oldukça dağlık bir hattan ilerleyeceksiniz bu nedenle onlarca tünelden geçeceğinizi unutmayın. Tüneller ve sıklıkla değişen rakım nedeniyle kulaklarınızda tıkanmalar olması kaçınılmaz.

Harika bir gün batımı manzarası sunan Michelangelo tepesi dâhil tüm Floransa’yı yürüyerek gezebilirsiniz.

Benim gittiğim dönemde, her gece kentin tüm meydanlarında farklı farklı organizasyonlar yapılıyordu. Bu nedenle kaldığım üç gün boyunca gece hayatına dair başka bir arayış içine girmeme gerek kalmadı.

Floransa’da da suya para ödemenize gerek yok. Roma’daki kadar çok olmasa da şehrin birçok noktasında mataralarınızı doldurabileceğiniz çeşmeler mevcut.

(Bu noktada, yazıyı okuyanlar, yazıyı yazan kişinin suya niye bu kadar taktığını düşünebilirler. Unutmayın, İtalya’da ambalajlı su almak isterseniz bunun için 1 ile 5 Euro arasında değişen bir bedel ödemeniz gerekiyor. Benim gibi yaz mevsiminde gezmeye gidenler bir gün boyunca en az iki veya üç şişe su alacaklardır.)

Floransa’da “Plus Florence” isimli bir hostelde kaldım. Hostel, tren garına yürüyerek on dakika uzaklıktaydı ve Roma’daki hostelden bile daha güzeldi.

Sekiz kişilik karışık odaya gecelik 23 Euro ödedim.

Hostelin içinde, canlı müzik ve partiler için oldukça büyük bir alanı, restoranı, barı ve havuzu vardı. Son derece kalabalık bir hostel olduğunu söyleyebilirim.

Hostele giriş yaptığınızda ücretsiz bir harita veriyorlar.

PİSA VE CİNQUE TERRE

Ben Pisa ve Cinque Terre’yi Floransa’da kaldığım günlerin birinde günübirlik ziyaret etmeyi tercih ettim. Sanıyorum bu tur için en mantıklı yol da buydu.

Bir öğrenci kenti olan Pisa’da kuleyi gördükten sonra yapacak başka bir şey yok. Cinque Terre’yi oluşturan köylerde ise kalmak çok pahalı.

Bu geziyi yapabilmek için sabah 9.30’da yola çıktım, dönüşüm gece yarısını buldu. (Ben hosteldeki parti ortamı nedeniyle yola erken çıkamadım ama siz eğer yapabiliyorsanız sabah 7 civarında yola çıkarsanız daha rahat edersiniz.)

Floransa’dan trenle Pisa 1 saat kadar sürüyor. Gün boyunca sürekli tren var. Biletinizi yazının başında anlattığım şekilde makineden alabilirsiniz.

Pisa tren garıyla Pisa kulesi arasında çalışan belediye otobüsleri mevcut. On dakikada kuleye varmanız mümkün.

Buna rağmen ben kenti de görebilmek adına yürümeyi tercih ettim. Yürüyerek 25 dakika içinde kuleye varabilirsiniz.

Pisa turunu bitirdikten sonra Cinque Terre için öncelikle trenle La Spezia’ya gitmek gerekiyor. La Spezia tren istasyonunun içinde Cinque Terre Milli Parkı’nı ziyaret etmenizi sağlayacak bileti alabileceğiniz bir büro mevcut.

Cinque Terre, İtalyanca “Beş Köy” demek. Dağ yamaçlarına kurulmuş son derece estetik köyler bunlar. Monterosso, Vernazza, Corniglia, Manarola, Riomaggiore adındaki bu köyleri “paşa gönül kriterleri” ışığında gönlünüze göre gezebilirsiniz.

Milli Park bileti 12 Euro’ydu. Bu bilet sayesinde Cinque Terre’yi oluşturan beş köy arasında sürekli çalışan trenleri gün boyunca sınırsızca kullanabilirsiniz.

Biletle birlikte, İngilizce yazılmış bir tanıtım broşürü, köyler arasında çalışan trenlerin saatlerini gösteren bir zaman çizelgesi de veriliyor.

Köyler arasındaki yolculuk süreniz en fazla on dakika sürüyor. Bazı köyler arasında yürüyüş yolları da mevcut. Bu yolların son derece güzel olduğunu duydum ama benim gittiğim gün hava oldukça sertti. Bu nedenle yürümeyip tüm yolu trenlerle almayı tercih ettim.

Köylerde yeme-içme için ucuz alternatifler mevcut. Kızartılmış deniz ürünleri ve şaraplar (Take Away olmak koşuluyla) 3-5 Euro’ya alınabiliyor.

VENEDİK

Floransa’dan sonraki durağım Venedik oldu.

Floransa’dan Venedik’e direk giden hızlı trenler var fakat bu trenler bana biraz tuzlu geldi. Bu nedenle yolculuğumu Bologna üzerinden aktarmalı yapmayı tercih ettim.

Bu tarz aktarmalı yolculuklar için yine offline çalışan “Rail Planner” uygulamasını öneririm. Sürekli güncellenen bu uygulama sayesinde Avrupa genelindeki tüm tren seferlerinin sürelerini, kalkış ve varış saatlerini öğrenebilirsiniz.

Venedik, şehri temel olarak iki kısımdan oluşuyor. Kentin büyük kısmı ana karada bulunan ve Mestre denilen bölüm. İkinci kısım ise turistik bölüm olan ada kısmı. Bu iki kısım birbirine otomobil ve tren yoluyla bağlanmış.

Turistik kısımdaki fiyatların son derece abartılı olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Venedik’in ada kısmı da vaporettolarla ulaşabileceğiniz irili ufaklı birkaç farklı bölüme ayrılmış durumda. Kentin birçok noktasında vaporettolar için iskeleler mevcut. Vaporettolar için tek binişlik bilet 7 Euro. Günlük veya haftalık bilet alma şansınız da var. Yanlış hatırlamıyorsam, günlük bilet 30 Euro civarındaydı.

Vaporettoların dışında yalnızca turistik amaçlı çalışan gondollarda ise fiyatlar 80 Euro’dan başlıyor.

Venedik’in adalar dışındaki bölümleri yürüyerek gezilebilir. Burada iyi bir haritanın şart olduğunu söylemem lazım. Roma kısmında yararlandığımı söylediğim CityMaps2Go programı maalesef Venedik’te pek işime yaramadı.

Meydanları, kanalları, gondolları ve diğer özellikleri Venedik tam bir rüya şehri. Gecesi ayrı gündüzü ayrı güzel.

Şehrin en ünlü meydanı olan San Marko meydanındaki kiliseye giriş ücretsiz ama kiliseye girerken sırt çantası almıyorlar. Çantalarınızı meydanın çok yakınındaki kiliseye bağlı çalışan emanet bürosuna ücretsiz bırakabilirsiniz.

Venedik’te lokantalar ciddi anlamda el yakıyor. Bu lokantaların dışında 1 ya da 2 Euro’ya hayatınızın en kötü pizzalarından bir dilim alma şansınız var.

Ben bu iki alternatiften de uzak durmayı tercih ettiğim için Billa ve Coop isimli marketlerden alışveriş yapmayı tercih ettim.

Aşağıda bilgilerini vereceğim hostelin mutfağının olması da işimi epeyce kolaylaştırdı.

Venedik’te “Venice Garden” isimli bir hostelde kaldım. Beş kişilik odaya gecelik 26 Euro verdim. (3 Euro da çarşaf parası ödedim. İki aylık yolculukta çarşafa para ödediğim tek hostel burasıydı. Bunu da Venedik farkı olarak düşünmek lazım.)

Venice Garden, Roma’daki ve Floransa’daki hostellerle kıyaslanınca son derece yetersiz koşullara sahip bir hostel. Bu açığını sıcak tavırlarıyla gönlünüzü kazanan işletmecisi kapatıyor.

İranlı bir işletmecisi var. İran devrimi zamanında kapağı İtalya’ya atmış. Son derece sıcakkanlı ve muhabbetçi bir kişi. Türkiye’den geldiğimi öğrenince özel bir ihtimam gösterdiğini söyleyebilirim.

Hostelin mutfağı var, güzel sayılabilecek bir terası var ve Venedik tren İstasyonuna yalnızca 10 dakika uzaklıkta. (Yalnız doğru yoldan gitmek şart, ben şehre ilk indiğimde CityMaps2Go rehberliğinde 30 dakika kadar dolandım.)

Siz eğer Mestre bölgesinde kalmayı tercih ederseniz daha uygun alternatifleri burada bulabilirsiniz.

Venedik’ten Barselona’ya uçakla geçtiğim için havaalanı ulaşımıyla da ilgili bilgi sahibi olabildim. Venedik Marko Polo Havaalanı’na ulaşımla ilgili de bilgi verebilirim.

Venedik’te adaya girişte sağ tarafta kalan meydanı otobüslere ve arabalara ayırmışlar. Havaalanı’na giden belediye otobüsleri de buradan kalkıyor.

Bu otobüslerin bir tanesi Mestre’nin içinden dolaştığı için yolu epeyce uzatırken direk olanı başka hiçbir yere uğramadan 15-20 dakika içinde havaalanına ulaştırıyor sizi.

Servis ücreti 6 Euro. Bileti otobüsten alamıyorsunuz. Otobüsün kalktığı dırağın karşısında yer alan bilet bürosundan bileti temin etme şansınız var.

MİLANO

2014’te Milano’yu rotama almamıştım. 2016’da tekrar İtalya’ya yolum düşünce bir gidip göreyim dedim. Merkezdeki büyük katedralin dışında pek fazla görülecek bir şey bulamadım. 1 Gün şehri gezip görmek için yeterli. Ben bir günü de Como Gölü’ne ayırdım.

Milano’dan Como’ya “Central” tren istasyonundan hemen her saat başı kalkan trenlerle ulaşmak mümkün. Como kasabasında üç tane tren istasyonu var. Milano’dan en sık kalkan trenler “Como St. Giovanni” istasyonuna gidiyor. Bu istasyon Como Gölü’ne yürüyerek on dakika uzaklıkta. Yarım saatte filan Como kasabasını gezip, gölün etrafındaki parklarda dinlenebilirsiniz veya göldeki iskeleden kalkan vapurlarla Como’ya yakın diğer kasabalara gidebilirsiniz veya Finiküler’i kullanarak kasabaya yukardan bakabilirsiniz.
Tepede bir çok restoran, cafe tarzı yerler var, fiyatlar da İtalya geneliyle aynı.

Milano-Como arası trenle 40 dakika sürüyor ve tren biletleri 2016 itibarıyla tek yön 4,80 Euro.

 

Finikülerle tırmanış sırasında çektiğim Como Gölü ve kasabası.

İTALYA’YLA İLGİLİ SON NOT:

İtalya’nın tüm kentlerinde (özellikle Roma’da) hırsızlığa karşı son derece dikkatli olmanızda fayda var.

Gasp yaşanmıyor fakat yankesicilik son derece yaygın.

More from Onur Uludoğan

AVRUPA NOTLARI (İSPANYA-GENEL BİLGİLER)

İspanya, yüz ölçüm ve nüfus olarak Türkiye’den biraz daha küçük ama Avrupa’nın...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir