AVRUPA NOTLARI (ES)

Avrupa Notları’nın ilk yedi yazısında giriş/hazırlık niteliğindeki bilgilerimi paylaşmaya çalıştım. (İlgili yazılara aşağıdaki gizli bakınızlardan ulaşabilirsiniz.)

İlk yazı, başlangıç niteliğindeydi.

İkinci yazı, yola çıkma kararı üzerine ve vize prosedürlerinin anlatılması üstüneydi.

Üçüncü yazıda, yola çıkmadan önce dikkat etmemiz gerekenleri anlatmaya çalışmıştım.

Dördüncü yazı, rota hazırlama süreci ve örnek rotaları anlatıyordu.

Beşinci yazı, barınma sorununa, altıncı yazı ise maliyet sorununa açıklık getirmeye çalışıyordu.

Yedinci yazıda ise izleyebileceğiniz kimi filmleri listelemiştim.

Avrupa Notları başlığı altında dile getirmeye çalıştığım düşüncelerimin bundan sonraki kısımlarında ülkelere ve şehirlere dair kimi ipuçlarını anlatacağım.

Temel olarak, ulaşım bilgilerine, şehir merkezlerindeki çok abartılı fiyatlara sahip olmayan fakat yerel lezzetler sunan kimi lokantalara, dikkat etmemiz gereken bazı ufak noktalara ve kaldığım hostellere ait temel bilgilere değineceğim. Bu temel bilgileri aktarırken her yerde bulabileceğiniz sıradan bilgileri tekrar etmektense, bu bilgiyi keşke yola çıkmadan önce bilseydim, dediğim detayları anlatmaya çalışacağım.

Bu bilgileri okurken, seyahatlerimi temmuz ve ağustos aylarında gerçekleştirdiğimi akılda tutmakta fayda var.

Bu aylar, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, Avrupa’da da turizm mevsimi. Özellikle popüler noktaların son derece kalabalık olduğunu unutmamak lazım. Fiyatlar (özellikle otel ve hostel fiyatları) bu nedenle diğer aylara göre belirgin derecede yüksek.

Müzeler, kiliseler, lokantalar, meydanlar kısacası gezilip görülmeye değer hemen tüm noktalar müthiş kalabalık. Bunu göz önünde bulundurarak, gitmeyi planladığınız müze vs. gibi yerlerin biletlerinin internetten satılıp satılmadığını mutlaka kontrol etmenizi öneririm.

Avrupa genelinde, müzeler için söylemek gerekirse, internet üzerinden satılan biletler, kapıda satılanlardan birkaç Euro daha pahalı olur fakat emin olun sıcak ya da yağmur altında kaybedeceğiniz zamanın karşılığında bu küçük farkın adı bile anılmaz.

Vatikan, Louvre gibi büyük müzeleri ziyaret edeceğiniz günlerde, gündüz için başka program yapmamanızı öneririm. Bu tür müzeleri gezmek, sakin günlerinde bile neredeyse beş, altı saati alırken, kalabalığı da hesaba kattığınızda, dinlenme aralarıyla birlikte yedi, sekiz saatlik bir süre size ancak yetecektir.

Müzelerin ve diğer ören yerlerinin tamamında kafeterya ya da lokanta bulabilirsiniz. Bütçeniz sınırlıysa bu tür tesislerdeki fiyatlar size biraz yüksek gelebilir. Bunu göz önünde bulundurarak, girişten önce yanınıza su ve atıştırmalık bir şeyler almanız on-on beş Euro’nuzun cebinizde kalmasını sağlayacaktır.

İlgili yazılarda benim için önemli olan detayları anlatacağım için bu yazıyı fazla şişirmiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir